
sabahın altısı
kuşlar uçmaya doymuyor
kalabalık kaldırımları arşınlıyor
uyutmuyor insanları ne hayaller kim bilir
tek çare taze bir nefes almak
Pierre loti'nin taşlarını biraz daha eskitmek maksat
biraz da taze simitin kokusuyla doymak...
O da sahiplerinden biri günün ilk ayak seslerinin
ruhun tedavisi diyorlar... her gelişinde burada arıyor çaresini
toprak-yağmur ikilisinin serinliği ılık ılık işlerken içine
ansızın fark ediyor
hep gözünün önünde olanı
çayın buğulanmış camından izlediği şey
İstanbul aslında...
rakibi olmayan güzel
makyajı akmış yaşlı kadın tabirine inat
çevresindeki herşeyden
daha duru,
daha sakin,
daha parlak yüzü...
''inci''dir O'nun adı ne de olsa...
''inci''dir O'nun adı ne de olsa...
bir bakıyor güneş çoktan doğmuş
kim aşık değil ki İstanbul'a, Onunki anlamsız olsun
''Sen de olmasan'' diyor.. ''İstanbul,
hangi denize dökerdim kırıntıları, unutmakta direnip de bir türlü kurtulamadıklarımı?
Hangi lodosu beklerdim isimsiz şarkıları mırıldanmak için...
''2 sene özlemini çektim. Dinlemekten usanma
sonunu bilmediğim sözlerimi
rüzgarlarınla ulaştır sahibine...
bana bıraktığın her ne ise, kemanımın sesi kadar ince
notaların tınısı kadar keskin olsun...''
No comments:
Post a Comment